serkan aktaş olarak etiketli yazılar
Cogito ergo sum lan…
28 Jul
Yaz sıcağında dışarı çıkmak-çıkmamak arasında kalan bünyem iflas etti… Taksim-Gazi hattında gidip gelen ayaklarım ise “derman” bulamamaktan şikayetçi…- Medya yeniden apoletlerini takmadı mı sizce? Son çatışmalarla birlikte gündelik hayatımızı işgal eden milliyetçi haberlerin pompalanmasından şikayetçi değil misiniz? Her gün, saat, dakika hayatımızı işgal eden ırkçılığa ses çıkar mıyorsunuz? Yoksa siz de “15 dakika” ünlü olmak için can atanlardan mısınız? Acun Ilıcalı’nın yıllık kazancının 155 Milyon TL olduğuna ilgi gösteren kitle! bu ülkede yaşanan kirli savaşa ilgi gösterir mi acep? Yoksa “vatan için” mi başlayacak kelimeler…
- Uykusuz Dergisinin yaz sayısı çıktı, iyi de oldu. Çok eğlenceli almayı unutmayın
- Aynı zaman da Cogito’nun yaz sayısı da çıktı. Konu “Sivil İtaatsizlik”…
- 2010 ve 2011 yılında açılan üniversitelerin Yüksek Lisans ve Doktora programlarına yüzlerce öğrenci başvurmuş.
Benden tüyo, yeni acılan üniversitelerin Lisansüstü programlarına girişiniz, diğer üniversitelerden yüksek… Deneyin şansınızı
- Türk aydınlarının el değme kibirlerinden, “ben bilirim” ukalalığından sıkıldım artık. Kürt meselesinde söz söyleyen çok… E bir zahmet Kürtlere de söz hakkı verin…
- Son linç olayları, bu ülkede toplumsal cinnetin yaygınlaşacağını gösterdi bize… Ana akım medya buna tuz biber ekiyor…
- Şike operasyonlarını takip edemedim. 5 takımın biletini kesmişler herhalde :]
- Okullar açılsa da şu yaz monotonluğunu üzerimden atsam…
- Türk – Kürt aydınlarının, “silah bırakılsın, bırakılmasın” tartışmalarını Metin Yeğin’in “Gerillanın barışı – El Salvador – Guatemala – Meksika barış ve ateşkes süreci” kitabını okuyarak geniş tutabilirler… Özet : Silah bırakınca sorun çözülmüyor, aksine daha da güçleşiyor..
- Kitaplığıma bakıyorum şuan, yeni kitapları koyacak yer yok. Ne yapacam bilmiyorum. Yeni bi kitaplık yapmak şart.
- Şimdi dağılabilirsiniz…
Börek, milletvekilliği ve ben
15 Apr
15 Nisan’a ait not kırıntıları…. Başlığa bakıp “ne diyor lan bu” demeyin, okuyun
Yazamadık yine yahu. Neyse artık boş vakitlerimde notlar eklerim. Affediniz..- 2 haftalık yoğun vize sınavı maratonundan kurtulmak gibisi yok dostlar. Bugün okuldan arkadaşlarla birlikte son sınav bitişini Taksim’de “börek” yiyerek kutladık. Kürt böreği hemide
- Bir arkadaşım fena halde milletvekilliğine kafayı takmış durumda. Durduramıyoruz efendim! İstiyor sürekli… Tabi ki halka olan sevgisinden kaynaklı bu istek! Halkın yaşadığı sorunları çözmek için milletin vekili olmak istiyor! Yalan değil hani…. Şimdi bu arkadaşımızın bir 4-5 yıl beklemesi gerektiğini düşünürsek eğer, şimdiden “herhangi” bir partinin kapısını çalması gerekmiyor mu? Evet gerekiyor… Duyuyon mu?
- Siyaset Bilimi sınavında bir soru beni benden aldı… “Liberalizm, Sosyalizm ve Anarşizmi karşılaştırınız.” Ee kağıt yetmedi ne b.k yicez?
- Abbas Güçlü‘nün bizim okulda ders verdiğini her duyuşumda kanım çekiliyor lan. Yeter be! intihar sebebi olacak bu adam..
- “Gazi Mahallesi‘nde hala olaylar oluyor mu?” -bir arkadaşımın sorunusunu okudunuz… :]
- Grup Yorum, Bağımsız Türkiye sloganıyla halk konseri düzenliyormuş. Bağımsız Türkiye lafı ürperti veriyor bana nedense?
- Seçimler yaklaşıyor dostlar… Geçen seçim dönemine ilişkin anılarımı yazmak gibi bir niyetim var. Gülmek için :]
- Sırrı Süreyya Önder, hey maşşalla… Senin için gece gündüz çalışmak benim için onurdur hoca! :}
- BDP’nin psikolojik üstünlüğü ele geçirdiğini söylüyor Türk basını… Ee sezarın hakkı sezara.
- Aslı Erdoğan her Cumartesi Özgür Gündem‘de… Alma sebebimdir gazeteyi… Bu arada yazmayalı ne çok şey yaşanmış bu ülkede yahu?
- Bir hafta okula uğramayacağım dostlar. Kızmazsınız umarım? Banane der gibi okudunuz şimdi, darıldım ama…
- Devrim gelecek tüm dertler bitecek. Valla mı?
Güç bende artık! açılın bakayım
12 Feb
Bu yazı 12 Şubat 2011 tarihine ait notlardır, diğer günlerden kalan not kırıntıları da bulabilirsiniz, belki…
Havalardaki değişimlerin insan bünyesine olan etkisini hissedebiliyorum dostlar… 2-3 gündür evden dışarı adım atmadım. Sadece dışarıdaki güneşi görmek için balkona çıktım… Havayı içime öyle bir çektim ki, burun deliklerim bayram yaptı, ciğerlerimde..
- Dün elektrikli sobayı kaldırayım derken belimi sakatlıyordum, “bel tutulması” derler ya, onun gibi birşey musallat oldu… Sağa sola kıvıramıyorum belimi, ağrıyor…
- Gündelik hayatımızda hergün yer edinen medya entellektüellerini dövmek istiyorum dostlar, hergün görüş açımızın içine giren bu medya aydınlarının sonu yok mudur acep? Arap dünyasını yakan eylemleri yorumlarken sanki işin içindeymişçesine akıl vermeleri yok mu… tadından yenmiyor vallahi… Gören ellerinde molotof var zannedecek. Yok hükmünde karar verdim kendilerine… İletirsiniz artık…
- Televizyon tartışmalarında hakem rolü oynayan televizyon sunucularına baktınız mı hiç? Gözlerindeki “güç benim“, “benim söylediklerimin dışında konuşamazsınız” mesajını hissedebiliyorsunuz. Yani aslında medyanın gücünün, otoritesinin temsilini o sunucuda görüyoruz biz. Televizyon sunucuları için “medya otoritesinin simgesel temsili” diyebiliriz
- Duydum : Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘ın avukatları internet bloglarını takip ediyormuş. Ona göre dava dilekçelerini yazıyormuş… Dejavu oldu; Melih Gökçek‘te böyle birşey yapmıyor muydu?
- 2 haftalık tatilin ardından yeniden okul… Bu dönem Gazetecilik Etiği dersini merakla bekliyorum…
- Bir arkadaşımla iddiaya girdik. Konudan şimdi bahsetmeyeceğim, eğer sonuçlanırsa detaylarıyla anlatmayı düşünüyorum.
- Son bir aydır sinema salonlarına çok gider oldum. Biutiful filmini mutlaka izleyin
- Pierre Bourdieu‘nun Televizyon Üzerine kitabını hala aramaktayım… Yok mu bir dost elinde scan edip yollasın? İstanbul semalarında görürseniz haber eyleyebilirsiniz. Ne bileyim, kitapçının adresini verseniz yeter
- Erasmus programı ile ilgili araştırmalar yapmaya başladım.
- Bugünlük bu kadar. Başka bir seans’ta görüşmek üzere, çıkarken ışıkları kapatın lütfen… Hey sen bırak çekirdeklerimi… aloo kime diyorum..
Özgürlük güzel şey, uyku da…
28 Jan
28 Ocak 2011′e ait not kırıntıları :]
Finallerden de kurtulduk, artık birşeyler karalayabilirim. 2 hafta boyunca sabahın 6′sında kalkıp okula gitmek adamı hayattan soğutuyor arkadaşlar. Uykusuzluk, baş ağrısı, bulantı ne ararsanız bütün semptomları yaşıyorsunuz
- 2 hafta sonra ilk defa bugün saat 11:00′e kadar yattım. Gerçi baş ağrısıyla uyandım ama, uzun süreli yatma hakkımı yeniden kazandığım için dert edinmedim.
- Sabahın soğuğunu hissetmek için balkona çıktım. İliklerime kadar hissettim
- Saat 12:00 gibi Taksim’deydim.
- Bugün kitabevlerini geze geze ayaklarımda derman kalmadı. Kitap satın almak işkenceye dönüştü. Aklınızda almak istediğiniz kitap kafanızda netleşmiştir, ama bulamazsınız bir anda kitap gözünüze çarpar alır gidersiniz. Bugün Bourdieu’nun Televizyon Üzerine kitabını almak için İstiklal’de bir aşağıya bir yukarıya dolanıp durdum. Bulamadım. Farklı bir kitap aldım
- Osmanlıca ile ilgilenen arkadaşları gördüm, adamlar aşmışlar. Osmanlıca bir kelimenin sadeleştirmesi için 10-15 dakika süren tartışmalarına tanık oldum. Daha sonra dayanamadım, kendimi İstiklal’e zor attım :]
- Eve doğru yol aldım.
- Haberleri kontrol ederken Tunus’ta başlayan isyan süreci, Afrika ve Orta Asya’da bulunan Arap ülkelerine sıçramasının analizini yapan medya entellektüellerinin (Bourdieu’dan aldım bu kavramı) “acep bizim ülkeye sıçrar mı?” sorusunu sorup tartıştıklarını gördüm. Korkmayın entellektüel camianın gülleri! bişeycik olmaz :]
- Leman dergisinin 1000. sayısını aldım.
- Bunları yazarken aklıma 8 GB’lik Flashbelleğim geldi. Kaybolmuş, içinde hazinem vardı
- Yarın yazabilirsem yine görüşeceğiz :]
Finallere İnat, Yaşasın Hayat!
15 Jan
15 Ocak 2011 gününe ait notlar
Ohh bee yine, yeniden… Uzuuun bir tatilden sonra yeniden birşeyler karalamak mutluluk verici be takipçiler! Onlarca arkadaşın “neden yazmıyorsun be Serkan” serzenişlerine bir türlü cevap verememiştim; cevap veriyorum gençler “sizin gibi meraklıları sabırsızlandırmak için” :]- Dün ilk defa 23:00′te yattım. Uzun süredir erken yatmamanın getirdiği sıkıntı da vardı. Uykuya dalışım muhtemelen 23:30
- Sabah, daha önce bahsettiğim şey oldu ; üzerimdeki battaniye yerdeydi. O sırada annem gelip “oğlum nasıl oluyorda şu battaniyeyi yere düşüyorsun anlamıyorum?” bağırışlarına gülüp geçtim. Fakat gerçektende haklıydım annem, sağa sola çok kıvranmaktan olsa gerek :}
- Açık ve net söylüyorum, bugün evden dışarı adımımı atmadım.
- Pazartesi günü başlayacak Finaller adamı çileden çıkaracak cinsden. İlk sınav Hukukun Temel Kavramları… Emel Müftüoğlu‘nun eski eşi olan Oğuz Müftüoğlu‘nun dersi. Oğuz hoca birçok ünlü sanatçının Avukatlığını da üstleniyor… İyi para götürüyordur muhtemelen… Bu arada kızı sanırım Bilgi Üniversitesi’nde okuyor. Ayrıca şarkıcıymış, ders arasında söyledi
- Erzurum Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nde görev yapan Yrd. Doc. Hüseyin Köse‘nin Pierre Bourdieu‘nun medya çalışmalarında kullandığı teorik kavramlar üzerinden geliştirdiği doktora tezinin kitap halini okumaya başladım. 50-70 sayfa sonra bitmiş olacak… Kitabı okumanızda fayda var. Hüseyin hoca özellikle Fatih Altaylı‘nın Teke Tek programını Bourdieu’nun medya çalışmalarında yer alan kavramlar üzerinden değerlendirmesi çok güzel. Böylelikle bende Bourdieu‘ya dalış yapmış bulunuyorum. Bourdieu ile ilgili ne kadar makale ve kitap varsa toplamaya başladım
- Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nden Gülseren Adaklı hocanın Wikileaks versus Kapitalizm ile İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nden Dekan Sevda Alankuş “Porno Film Projesi”, İletişim Fakülteleri ve Medya Sorumluluğu yazılarını okudum.
- Nurçay Türkoğlu hocanın Toplumsal İletişim adlı kitabını, İletişime Giriş dersi finali için yeniden okudum.
- Son 2 haftadır TV izleme performansımı azalttım. Artık TV ilgimi çekmiyor? Bir arkadaş sordu “Ee sen nasıl iletişimci olacan hacı?”… Uhh.. yaraladı beni bu soru.
- Yeni RTÜK yasasının çıkmasından sonra, artık Başbakanlık canı sıkıldığında TV ve Gazeteleri kapatacakmış…
- Sloganla bitiriyorum günü “Finallere inat, Yaşasın Hayat“
Bugün bunlar oldu – 19 Aralık 2010
19 Dec
İçim cız ederek uyandım… Bugün 19 Aralık 2010… Bundan tam 10 yıl önce cezaevine yapılan operasyon sonucu onlarca tutsak yaşamını yitirmişti. O günleri hiç unutmuyorum… Lise’ye yeni başlamış, politik hayatı yeni yeni nüfuz etmeye çalışıyordum. Operasyonun geleceğini TV’lerden açıklama yapan devlet bakanları ve gazeteciler üzerinden hissedebiliyordum… Yapılanlar devlet geleneğinin devamıydı… Katliamlar, işkenceler, kayıplar… İşte bu yüzden, uyanırken onları anarak uyandım…- EDP’nin düzenlediği, “Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri” sempozyumu ikinci gününde devam etti. Oradaydım. Bu arada sempozyumun yapıldığı yerde bir de Çankırılıların kurultayı gibi birşeyi vardı. Bir an katılımcıların hangisine katıldığını kestirmek zor oldu.
- Sabah otobüs beklerken 5-6 yaşlarında bir çocuğun sürekli otobüslere binme çabasını izledim. Neden binmeye çalışıyordu anlamadım. Çocuğu merak ettim şimdi… Ailesi nerede, neden otobüse binmeye çalışıyor? Öf be çocuk
- Yasemin İnceoğlu’nun Star Gazetesine verdiği röportajı tekrar okudum.
- ATV Sabah grevi ile ilgili yeni okumalar yaptım.
- Otobüs’te ayakta gazete okumak: zor, eğlenceli ve ilginç. Başıma üşüşen “yancıları” göz ucuyla yakaladığım an tuhaflaşıyorlar
Dur yakaladım seni… - Biraz önce kendime çay yaptım. İçeri geçip ders çalışacağım. Bugün bu kadar. Dağılın!
Bugün bunlar oldu – 17 Aralık 2010
17 Dec
Haftanın son gününe neşeyle uyandım. Hafta sonunu göreceğim için…- Sabah dışarı çıktığımda bir süprizle karşılaştım : kar yağışı! Mamafih az yağdı.
- Körüklü otobüslerle seyehat etmeyi sevdiğimi daha önceden belirtmiştim. Sevmediğim otobüsler ise Özel Halk Otobüsleri… Bugün muavin ve yolcu atışmasını izledim. Atışan aşıklar gibiydiler
- Türk Dili dersinden sonra ben ve Aziz, Taksim’e doğru uzun yürüyüş yapdık. 1 haftadır okulun yolunu unutan Serhat’la buluşarak Taksim’de tur attık.
- Bugün ilginçlikler ardı ardına geldi : Yazmamam için yoğun baskı gördüm ama her türlü fiziki ve psikolojik saldırılara karşı tam otomatik korumalı olduğum için gülüp geçtim. 1. Olay: İstiklal’den metro istasyonuna doğru yürüyüş sırasında Serhat İstanbul Kart aldığını, ilk defa kullanacağını söyler. Tabi ki daha önce İstanbul Kart kullanmamanın verdiği tedirginlikte var yüzünde. Metro istasyonundan aşağıya doğru inerken kartı çıkaran Serhat bir anda tamamiyle düz olan kartı Akbil için ayarlanmış deliğin üzerinde gezdirir! Olacak iş değil. Tam o sırada ben ve Aziz bu durumu farkediyoruz tabi ki. Bir anda kahkahalarla metro istasyonunu inletiyoruz.
Benim yardımımla sorunu hallederek geçiş yapıyoruz. Hemen sonra Serhat’ın uyarıları geliyor “Bak sakın bunu yazma yoksa seni yan ederim ha” Baş üstüne efenim
- 2. olay ise, kahkahalar bittikten hemen sonra gelişti. Elinde Toplum ve Kuram dergisini tutan Serhat’ın yanına bir kişi yaklaşarak dergiye bakar. O sırada Serhat’a “ben de Toplum ve Kuran sandım” der. Bilgi Üniversitesi İletişim Faküktesi‘nden mezun olduğunu, master yaptığını belirten bu kişi dergiyi kontrol edip, not aldıktan sonra, Serhat’la muhabbeti baya bir geliştirir. Serhat, kendisini Abdülrezzak olarak tanıtırken bölümünü Sosyal Bilgiler olarak değiştirir.
- Üniversite yemekhanesinde çıkan bugünkü yemekte bir sorun vardı. Et döner diye kurumuş et parçalarını bize kakaladılar. Kınıyorum kendilerini… Ayran güzeldi ama
- Jiwan diye biri…
- Genelkurmay Başkanlığı çift dil mevzusuna derinden giriş yaptı. Postmodern muhtıraları Genelkurmay’ın twitter hesabı üzerinden öğrenin. Ben oradan öğrendim açıklamayı
- Sanat Sosyolojisi dersi sırasında Nail’in “hocam yüzünüz mü kızardı?” sorusuna hocanın “İnşallah sizde hoca olursunuz da sizinde yüzünüz böyle benimki gibi kızarır” cevabını vermesi güldürdü sınıfı. Nail’in sorusundan önce bir öğrenci şöyle birşey demişti tabi ki: “Bir yerde okudum, eğer bir hoca karşısındaki öğrencisine kendi fikirlerini oluşturacak bilgiyi veremiyorsa o hocada sorun vardır“
- Toplum ve Kuram dergisinin son sayısına ulaştım. Sizde mutlaka 4. sayıya ulaşın, pişman olmayacaksınız.
Recent Comments