Blog olarak etiketli yazılar

Benden kısa notlar…

Uff çok uzun zamandır yazmıyormuşum. Medya Çalışmaları Konferansının ikinci bölümünü yazarım diye düşünüyordum. Fakat koşullarım bir türlü düzelmedi. Aksilik finallerde girince araya unuttum. O değil konferansın ardından uzun zaman geçti, dolasıyla aklımdakilerin çoğu uçtu :) Affedin

Finaller demişken, 2 haftalık maratonu geçtiğim için çok mutluyum. Mideme ağrılar gire gire sınavlara giriyordum. Neyse ondan da kurtulduk.

Ben yazmayınca çok şeyler olmuş hayatta. En önemlisi seçimler… Bir AKP iktidarını daha göreceğiz. ‘İleri demokrasi’ uygulamalarıyla kalkıp-yatacağız.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük adaylarının başarısını içtenlikle kutladık arkadaşlarla. Hele Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün mecliste olması bile büyük mutluluk veriyor. Fakat hala kıllanıyorum ben bu meclis işine… Sormayın gitsin

İBB’nin ekipleri şuan sokağı kazıyor, kulağımı tırmalayan beton kesiciyi parça parça etmek istiyorum.

Süryani şarabının methini duydum geçen gün. Yakınlarda içme gibi bir durumum var.

Bu arada yukarıdaki yazılanlara bakınca Radikal Gazetesi’nden Cüneyt Özdemir ve Ezgi Başarandan kopya çekiyormuşum hissine kapıldım. Aha aynı valla :)

Gazi Mahallesinde HEPAR’a 102 oy çıkmış. Geniş düşünen bu arkadaşları tanımak isterim. Oy verirken ne içtiler acaba?

D. Beybin Kejanlıoğlu’nun editörlüğünde “Zamanın Tozu; Frankfurt Okulunun Türkiyedeki İzleri” adlı kitap çıkmış. İyi bir kitap fakat çok pahalı: 50 TL. İnternet’ten 36 TL’ye kadar düşen fiyatlarla alabilirsiniz. Buradan mesela. Ben mi? Ben daha almadım. Alırız ya kaçmıyoruz ya :P

Bu arada Beybin hocanın doktora tezini okuyorum. (Kitaba dönüştürülmüş halini) “Türkiye’de Medyanın Dönüşümü”, özellikle medyanın geçirdiği evreleri öğrenmek için başvuru kaynağı. Bu arada belirli bir süreyi kapsadığını (’80 – ’94 yılları) hatırlatayım.

Uzun yıllardır ayağıma top deymedi, top oynamayı unuttum galiba. Futboldan da uzak kaldık. Kim şampiyon olmuştu? (ene gülüyor musun? şaka yaptık, o kadar da değil canım)

Benden bu kadar, önümüzdeki yazılarda görüşmek üzere…

Yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık

  • 3 haftadır doğru düzgün okula uğramamıştım. Neyseki, dün yoğun ısrarlara dayanamayarak gittim. Ama ilk derse yetişemedim. İlk ders olan International Communications and Agency‘in çokta zevkli geçtiği söylenemez zaten. Hocanın karizması var o ayrı :)
  • Dün bir arkadaşımla buluşmak için Gazi caddelerini arşınlarken, Liseli gençlerin stickerlarını (duvara yapıştırılan küçük afişler) gördüm. Çok ilginçtir, 5-6 tane sticker vardı. Alt alta yapmışlar. Hatırlayabildiğim kadarıyla, Liseli Kıvılcım, Devrimci Liseliler, Liseli Dünyası, Liseli Öğrenci Birliği vb. Düzgün bir şekilde eklenip, stickerlar kesinlikle birbirlerinin üstüne yapıştırılmamış. Bir de stickerların tam üstünde Mahir Çayan‘ın sprey ile yapılmış logosu vardı.
  • YSK kararı öncesi ve sonrası anaakım medyanın hali çok eğlenceliydi. Çamura düşen çocuklar gibi önce şaşkınlık ve kızgınlık sonra da ağlamaklı haber üretimi… Blok adaylarının reddi öncesi köşelerinde ahkam kesip akıl verenler, YSK kararları sonrası “mecliste olmalılar ama silaha karşı çıkmalılar yea” argümanını ısıtıp ısıtıp köşelerine taşıdılar… Eh kendileri de “sezarın hakkını sezara” vermişlerdir herhalde; YSK kararının geri alınmasında en önemli direniş, halkın direnişiydi. Yoksa, “demokrasi, adalet” havarilerinin köşelerinde bağırması süreci pekte etkilemedi…
  • Dün (3 Mayıs) Dünya Basın Özgürlüğü Günüydü… Bunu bir köşeye yazmak lazım…
  • 3-4 gündür evde yanlızım… Yanlız olmak çok kötü yahu… Konuşacak kimse olmayınca aynalara bakıp “naber lan” diyesi geliyor insanın. Hey deliriyor muyum?
  • Dünden beridir internet alemi 22 Ağustos 2011 tarihiyle çalkalanıyor. O gün internet tarihinin en karanlık günü olabilir zira, hali hazırda çeşitli uygulamalarla site kapatan BTK, bu sefer “daha iyi bir kılıfla” ortaya çıkıp “denetim tamamlandı, haydi güvenli internete başlayın” diyecek. Jeremy Bentham‘ın panoptikon modeline selam mı gönderiliyor diye kendime sorular soruyorum. Sürekli olarak tam denetimin sağlanması için ayyuka çıkan sanal saldırganlığın, resmiyet hali herhalde 22 Ağustos olacak.  Toplumsal hafızanın balık hafızasına denk düştüğü ülkemiz de, tepkisiz kalmak yeni yasaklara kapı aralamak anlamına gelebilir. Tepkisiz kalmamanızı diliyorum
  • Panoptikon demişken, okulu gözetleyen kameralarda artış mı var? Bazen sınıflarda bulunan yuvarlak benzeri aletlerin içinde kameranın saklandığını düşünüyorum. Öyleyse yandık valla, görüntülerimiz internete düşmesin rezil oluruz ha :P
  • Birkaç gündür televizyondaki A9 kanalına takıldı gözüm. Televizyonda normal de “Dem TV” olarak kayıtlı olan bu kanal Adnan Oktar‘a aitmiş. (Düne kadar bilmiyordum. Akşam Adnan Amcamızı görünce anladım :] ). Kanalın derdi Evrim Teorisini çürütmek üzere anlayabildiğim kadarıyla… Yanlız Adnan Oktar bey kızmasın ama, stüdyo tasarımı çok kötü. Bana daha çok Afrika ormanlarını andırıyor…
  • Bilgi Üniversitesi‘nde düzenlenecek olan “Disiplinlerarası Medya Çalışmaları Lisansüstü Öğrenci Konferansı“nı bekliyorum. Yanlız anlayamadığım özetlerin neden internet sitesinde yayınlanmadığı… Sunum yapacaksanız bari özetleri koysaydınız… Hoş olmaz mıydı?
  • Bir 10 dakika çekirdek molası vereyim dedim, bu sefer yazmayı unuttum pardon :)
  • Şimdilik bu kadar, konferans sonrası değerlendirmelerimi mutlaka takip edin derim…

Börek, milletvekilliği ve ben

15 Nisan’a ait not kırıntıları…. Başlığa bakıp “ne diyor lan bu” demeyin, okuyun :P

  • Yazamadık yine yahu. Neyse artık boş vakitlerimde notlar eklerim. Affediniz..
  • 2 haftalık yoğun vize sınavı maratonundan kurtulmak gibisi yok dostlar. Bugün okuldan arkadaşlarla birlikte son sınav bitişini Taksim’de “börek” yiyerek kutladık. Kürt böreği hemide :)
  • Bir arkadaşım fena halde milletvekilliğine kafayı takmış durumda. Durduramıyoruz efendim! İstiyor sürekli… Tabi ki halka olan sevgisinden kaynaklı bu istek! Halkın yaşadığı sorunları çözmek için milletin vekili olmak istiyor! Yalan değil hani…. Şimdi bu arkadaşımızın bir 4-5 yıl beklemesi gerektiğini düşünürsek eğer, şimdiden “herhangi” bir partinin kapısını çalması gerekmiyor mu? Evet gerekiyor… Duyuyon mu?
  • Siyaset Bilimi sınavında bir soru beni benden aldı… “Liberalizm, Sosyalizm ve Anarşizmi karşılaştırınız.” Ee kağıt yetmedi ne b.k yicez?
  • Abbas Güçlü‘nün bizim okulda ders verdiğini her duyuşumda kanım çekiliyor lan. Yeter be! intihar sebebi olacak bu adam..
  • Gazi Mahallesi‘nde hala olaylar oluyor mu?” -bir arkadaşımın sorunusunu okudunuz… :]
  • Grup Yorum, Bağımsız Türkiye sloganıyla halk konseri düzenliyormuş. Bağımsız Türkiye lafı ürperti veriyor bana nedense?
  • Seçimler yaklaşıyor dostlar… Geçen seçim dönemine ilişkin anılarımı yazmak gibi bir niyetim var. Gülmek için :]
  • Sırrı Süreyya Önder, hey maşşalla… Senin için gece gündüz çalışmak benim için onurdur hoca! :}
  • BDP’nin psikolojik üstünlüğü ele geçirdiğini söylüyor Türk basını… Ee sezarın hakkı sezara.
  • Aslı Erdoğan her Cumartesi Özgür Gündem‘de… Alma sebebimdir gazeteyi… Bu arada yazmayalı ne çok şey yaşanmış bu ülkede yahu?
  • Bir hafta okula uğramayacağım dostlar. Kızmazsınız umarım? Banane der gibi okudunuz şimdi, darıldım ama…
  • Devrim gelecek tüm dertler bitecek. Valla mı?

Güç bende artık! açılın bakayım

Bu yazı 12 Şubat 2011 tarihine ait notlardır, diğer günlerden kalan not kırıntıları da bulabilirsiniz, belki…

  • Havalardaki değişimlerin insan bünyesine olan etkisini hissedebiliyorum dostlar… 2-3 gündür evden dışarı adım atmadım. Sadece dışarıdaki güneşi görmek için balkona çıktım… Havayı içime öyle bir çektim ki, burun deliklerim bayram yaptı, ciğerlerimde.. :)
  • Dün elektrikli sobayı kaldırayım derken belimi sakatlıyordum, “bel tutulması” derler ya, onun gibi birşey musallat oldu… Sağa sola kıvıramıyorum belimi, ağrıyor…
  • Gündelik hayatımızda hergün yer edinen medya entellektüellerini dövmek istiyorum dostlar, hergün görüş açımızın içine giren bu medya aydınlarının sonu yok mudur acep? Arap dünyasını yakan eylemleri yorumlarken sanki işin içindeymişçesine akıl vermeleri yok mu… tadından yenmiyor vallahi… Gören ellerinde molotof var zannedecek. Yok hükmünde karar verdim kendilerine… İletirsiniz artık…
  • Televizyon tartışmalarında hakem rolü oynayan televizyon sunucularına baktınız mı hiç? Gözlerindeki “güç benim“, “benim söylediklerimin dışında konuşamazsınız” mesajını hissedebiliyorsunuz. Yani aslında medyanın gücünün, otoritesinin temsilini o sunucuda görüyoruz biz. Televizyon sunucuları için “medya otoritesinin simgesel temsili” diyebiliriz
  • Duydum : Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘ın avukatları internet bloglarını takip ediyormuş. Ona göre dava dilekçelerini yazıyormuş… Dejavu oldu; Melih Gökçek‘te böyle birşey yapmıyor muydu?
  • 2 haftalık tatilin ardından yeniden okul… Bu dönem Gazetecilik Etiği dersini merakla bekliyorum…
  • Bir arkadaşımla iddiaya girdik. Konudan şimdi bahsetmeyeceğim, eğer sonuçlanırsa detaylarıyla anlatmayı düşünüyorum.
  • Son bir aydır sinema salonlarına çok gider oldum. Biutiful filmini mutlaka izleyin
  • Pierre Bourdieu‘nun Televizyon Üzerine kitabını hala aramaktayım… Yok mu bir dost elinde scan edip yollasın? İstanbul semalarında görürseniz haber eyleyebilirsiniz. Ne bileyim, kitapçının adresini verseniz yeter :)
  • Erasmus programı ile ilgili araştırmalar yapmaya başladım.
  • Bugünlük bu kadar. Başka bir seans’ta görüşmek üzere, çıkarken ışıkları kapatın lütfen… Hey sen bırak çekirdeklerimi… aloo kime diyorum..

Finallere İnat, Yaşasın Hayat!

15 Ocak 2011 gününe ait notlar

  • Ohh bee yine, yeniden… Uzuuun bir tatilden sonra yeniden birşeyler karalamak mutluluk verici be takipçiler! Onlarca arkadaşın “neden yazmıyorsun be Serkan” serzenişlerine bir türlü cevap verememiştim; cevap veriyorum gençler “sizin gibi meraklıları sabırsızlandırmak için” :]
  • Dün ilk defa 23:00′te yattım. Uzun süredir erken yatmamanın getirdiği sıkıntı da vardı. Uykuya dalışım muhtemelen 23:30
  • Sabah, daha önce bahsettiğim şey oldu ; üzerimdeki battaniye yerdeydi. O sırada annem gelip “oğlum nasıl oluyorda şu battaniyeyi yere düşüyorsun anlamıyorum?” bağırışlarına gülüp geçtim. Fakat gerçektende haklıydım annem, sağa sola çok kıvranmaktan olsa gerek :}
  • Açık ve net söylüyorum, bugün evden dışarı adımımı atmadım.
  • Pazartesi günü başlayacak Finaller adamı çileden çıkaracak cinsden. İlk sınav Hukukun Temel KavramlarıEmel Müftüoğlu‘nun eski eşi olan Oğuz Müftüoğlu‘nun dersi. Oğuz hoca birçok ünlü sanatçının Avukatlığını da üstleniyor… İyi para götürüyordur muhtemelen… Bu arada kızı sanırım Bilgi Üniversitesi’nde okuyor. Ayrıca şarkıcıymış, ders arasında söyledi :)
  • Erzurum Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nde görev yapan Yrd. Doc. Hüseyin Köse‘nin Pierre Bourdieu‘nun medya çalışmalarında kullandığı teorik kavramlar üzerinden geliştirdiği doktora tezinin kitap halini okumaya başladım. 50-70 sayfa sonra bitmiş olacak… Kitabı okumanızda fayda var. Hüseyin hoca özellikle Fatih Altaylı‘nın Teke Tek programını Bourdieu’nun medya çalışmalarında yer alan kavramlar üzerinden değerlendirmesi çok güzel. Böylelikle bende Bourdieu‘ya dalış yapmış bulunuyorum. Bourdieu ile ilgili ne kadar makale ve kitap varsa toplamaya başladım :)
  • Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nden Gülseren Adaklı hocanın Wikileaks versus Kapitalizm ile İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nden Dekan Sevda Alankuş “Porno Film Projesi”, İletişim Fakülteleri ve Medya Sorumluluğu yazılarını okudum.
  • Nurçay Türkoğlu hocanın Toplumsal İletişim adlı kitabını, İletişime Giriş dersi finali için yeniden okudum.
  • Son 2 haftadır TV izleme performansımı azalttım. Artık TV ilgimi çekmiyor? Bir arkadaş sordu “Ee sen nasıl iletişimci olacan hacı?”… Uhh.. yaraladı beni bu soru.
  • Yeni RTÜK yasasının çıkmasından sonra, artık Başbakanlık canı sıkıldığında TV ve Gazeteleri kapatacakmış…
  • Sloganla bitiriyorum günü “Finallere inat, Yaşasın Hayat

Bugün bunlar oldu – 20 Aralık 2010

  • Okula yetişeyim diye erken uyandım, ama yine geç kaldım. Hukukun Temel Kavramları dersine yetişemedim
  • İletişime Giriş dersini çok seviyorum. Nurçay Türkoğlu hocanın bugün Amerikan Kültür Tarihi ile ilgili verdiği bilgiler ufuk açıçıydı. Özellikle ABD’nin kuruluş sürecinden, hollywood endüstrisine, kovboylardan, trenlere, bufalolara kadar çok geniş yelpazede anlatımını dikkatle dinledim
  • Birkaç gündür okulda gergin bir havanın olduğunu seziyorum. Hayırdır inşallah
  • Ders sonrası hemen Taksim‘de soluğu aldım.
  • Acılı lahmacunu yiyince feleğim şaştı
  • Özgür Üniversite‘ye gittim. Uzun süredir gitmiyordum.  Bir süre önce Alaeddin Şenel hocadan Uygarlık Tarihini, Sungur Savran, Kurtar Tanyılmaz‘dan Marksizm dersleri almıştım.
  • Ve günün bombası. Bugün Taksim’de çok fazla koşturduğum için bir türlü tuvalete gitmek için vakit bulamadım. İşin kötü yanı, gittiğim her yerde, ayran, su, çay içince bunun benim için kötü olacağını tahmin edemedim. O kadar çay içtim ki, artık midemin kaldıramacağını düşündüm. Akşam saat 7 gibi otobüse bindiğim zaman olan olmuştu. Tuvalete gitmeye ihtiyacım vardı. Fakat hem bulunduğum yerde tuvalet yoktu, hem de eve kadar dayanırım diye üstelemedim. Yanılmışım. Otobüsün geç kalkması yetmiyormuş gibi, bir de trafiğin olması işkenceyi arttırıyordu. Dakikalar ilerledikçe işkence artıyor, dayanamıyordum. Kendimi aşırı sıktığım için vücudum terden sırılsıklam olmuştu. İşin en ilginç yanı cam kenarında olduğum için camın terle birlikte buharlaştığını görüyordum. Diğer camlara baktım buhar yoktu. Sonra aşırı derecede vücut sıcaklığı tavan yaptığı için camın bundan etkilenmemesinin imkansız olduğunu farkettim. Yarım saat olmuş, bir türlü eve ulaşamamıştık. Artık sinir krizleri geçiriyordum. Kimseye çaktırmamak için yoğun çaba sergiliyordum. Mp4′ü kulağıma takıyor SOAD, Metallica vs gruplarla kafamı dağıtmaya çalışıyordum. Olmuyordu. Bacaklarımı sıkıyor, ellerimi sağa sola sallıyordum. Kafamı dağıtmak için öyle şeyler aklımdan geçirdim ki utandım. Bir türlü geçmedi lanet. Artık dayanamıyordum, otobüsün içinde neredeyse rezil olacaktım. Sonra eve 10 dakika kala canıma tak etti, otobüs tam da benzin istasyonun önünde durdu. Kaptana bağırdım “acil arka kapıyı aç kaptan”. Herkes bir anda şaşırdı ne oluyor diye. Belimde çanta kapı açılır açılmaz koşa koşa benzinliğin içine girdim. Millet hırsız zannetti, durumu anlattım. Güldüler. Rezil olduk dedim kendi kendime, neyse. İşimi hallediyordum ki, bir anda karın bölgesinde bir sancı başladı. Dayanamıyordum, neredeyse tuvaletin ortasında yığılıp kalacaktım. Bir süre nefes alıp verdim. Sonra kendime geldim. O kadar kendimi sıkmıştım ki, vücudumun diğer organlarına zarar vereceğimi düşünmedim. İşimi gördüm, rahatladım. Sonra evin yolunu tuttum.
  • Traş oldum bugün.
  • Yarın için hazırlık yaptım.

Bugün bunlar oldu – 19 Aralık 2010

  • İçim cız ederek uyandım… Bugün 19 Aralık 2010… Bundan tam 10 yıl önce cezaevine yapılan operasyon sonucu onlarca tutsak yaşamını yitirmişti. O günleri hiç unutmuyorum… Lise’ye yeni başlamış, politik hayatı yeni yeni nüfuz etmeye çalışıyordum. Operasyonun geleceğini TV’lerden açıklama yapan devlet bakanları ve gazeteciler üzerinden hissedebiliyordum… Yapılanlar devlet geleneğinin devamıydı… Katliamlar, işkenceler, kayıplar… İşte bu yüzden, uyanırken onları anarak uyandım…
  • EDP’nin düzenlediği, “Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri” sempozyumu ikinci gününde devam etti. Oradaydım. Bu arada sempozyumun yapıldığı yerde bir de Çankırılıların kurultayı gibi birşeyi vardı. Bir an katılımcıların hangisine katıldığını kestirmek zor oldu.
  • Sabah otobüs beklerken 5-6 yaşlarında bir çocuğun sürekli otobüslere binme çabasını izledim. Neden binmeye çalışıyordu anlamadım. Çocuğu merak ettim şimdi… Ailesi nerede, neden otobüse binmeye çalışıyor? Öf be çocuk
  • Yasemin İnceoğlu’nun Star Gazetesine verdiği röportajı tekrar okudum.
  • ATV Sabah grevi ile ilgili yeni okumalar yaptım.
  • Otobüs’te ayakta gazete okumak: zor, eğlenceli ve ilginç. Başıma üşüşen “yancıları” göz ucuyla yakaladığım an tuhaflaşıyorlar :) Dur yakaladım seni…
  • Biraz önce kendime çay yaptım. İçeri geçip ders çalışacağım. Bugün bu kadar. Dağılın!