bdp olarak etiketli yazılar

Mezar kazıcılarının savaşı

Geleceğe not;

Bir yere not edelim, 500 bin’lik kampanyadan gelinen son nokta yukarıdaki manşet. Türkiye’de anaakım medyanın, barış dilini hiçbir zaman kullanmadığının ya da sömürgeci barış ukalalığından vazgeçmediğinin kanıtıdır bu manşet.

Bugün bunlar oldu – 18 Aralık 2010

  • Cumartesi günü evde ense yapmayı düşünürken ani bir plan değişikliğiyle  Mecidiyeköy Kültür Merkezi‘nde EDP tarafından düzenlenen “Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri” sempozyumuna katıldım
  • Sempozyum başlamadan yerimizi alırken, salonun dolu olacağını tahmin etmedim. Fakat gençlerin çok fazla olmadığını görünce şaşırdım. Yoğun bir akademisyen geliş gidişi vardı toplantıda.
  • Bu arada sempozyum sırasında birçok akademisyen Toplum ve Kuram dergisinin standına ilgi gösterdi. Özellikle yeni sayının birçok kişiyi cezbettiğini söyleyebilirim. Yine gözlemlerime göre derginin sempozyumda olması, tanınırlığını arttıracaktır.
  • Sempozyumun en renkli siması BDP’li Osman Özçelik olduğunu söyleyebilirim. En çok alkışı o aldı. Güldürmeyi seviyor.
  • Wikileaks ile ilgili tartışmaları yakından takip etmeye çalışıyorum. İletişimcilerin wikileaks hareketini ortaya çıkaran koşullarla birlikte, medya profesyonelliği açısından nelerin getireceğini/götüreceğini kuramsal ve politik yaklaşımlar üzerinden tartışmaya başlamaları heyecan verici. Özellikle son dönemlerde internet gazeteciliğinin kopyala/yapıştır pratiklerini sorgulamasına da yol açacak bu gelişmeler üzerine ciddiyetle durduğumu belirteyim. 5-6 makale topladım. Dünya da durum nasıl tartışılıyor, onu merak ediyorum. Pek iyi olmayan ingilizceme güvenmediğim için, bilen arkadaşlardan çevirmelerini rica edeceğim
  • Akşam 1 adet bira içtim. Rahatladığımı hissettim.
  • Jiwan Mizandre isimli bir Kürt sanatçıyla ilgili araştırma yapmaya başladım. Kimdir, nedir, necidir diye… Dersim’li olduğunu biliyorum. Tibet’te yaşamış sanırım… Fakat herhangi bir şarkısını dinleyemedim. Bununla ilgili herhangi bir bilgisi olan, özellikle video, mp3′e sahip olan kişi varsa lütfen yorum yaparak bana ulaşsın.
  • Twitter’ı unuttum gibi..

Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot Cephesi kuruldu

anayasa referandumu boykotBugün haberleri gözatarken, Etkin Haber Ajansı‘nın internet sitesinde anayasa referandumuyla ilgili bir haber gözüme çarptı. BDP öncülüğünde oluşturulan bir Boykot Cephesi haberi… BDP daha önceden Boykot Cephesini oluşturmak için çalışmalara başladıklarını açıklamışlardı. Sanırım boykot cephesi kurulmuş.

İSTANBUL- Anayasa referandumunu boykot eden siyasi parti ve kurumlar, “Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot Cephesi” adıyla bir araya geldi. Boykot Cephesi’nin kuruluşuna ilişkin yarın saat 11.00′de Taksim Hill Hotel’de basın toplantısı düzenlenecek.

Boykot Cephesi’nden yapılan açıklamada, “12 Eylül 2010′da yapılacak anayasa referandumunda ‘Evet’ ve ‘Hayır’ seçeneklerinin karşısında, halkımızı referandumu boykot etmeye çağıran bir cephe kuruldu” denildi.

Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot Cephesi’ni oluşturan siyasi parti ve kurumlar şöyle: Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Partizan, Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Gelecek Hareketi, Sosyalist Birlik Hareketi, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), Devrimci İşçi Partisi Girişimi (DİP-G), Demokrasi ve Özgürlük Hareketi (DÖH), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Köz, Türkiye Gerçeği

Son günlerde Anayasa Referandumuyla ilgili tartışmalar arttı, eh haliyle siyaset arenasıda kızışıyor. Erdoğan-Bahçeli-Kılıçdaroğlu üçlüsünün salvolarından ziyade benim ilgimi çeken Boykot Cephesinin referandumda ne yapacağı. Eğer anayasa referandumunda gerçektende hatırı sayılır bir boykot oranı çıkarsa bu ileri ki dönemler de 12 Eylül Faşist anayasasının tümden değiştirilmesi için demokratik kitle örgütlerini kamçılayacak bir haber olabilir. Tartışmaları heyecanla takip ediyorum :) )

* Fotoğraf ETHA’nın sitesiden alınmıştır

Her dönemin adamı Cemil Çiçek

cemil çiçek Cemil Çiçek‘le ilgili 1 yıl kadar önce Apolitik.Org‘da yazı yazmıştım. O dönem Cemil Çiçek, DTP’nin seçimlerde Iğdır’ı almasından sonra yaptığı açıklamada “Iğdır’ı da aldılar, Ermenistan kapısına kadar dayandılar…” demişti. Ben de Cemil Çiçek‘in ırkçılık ve insan hakları konusunda ders alması konusunda çağrı yapmıştım. Tabi ki çağrıma herhangi bir cevap vermedi Sayın Çiçek. 1 yıl sonra tekrar Cemil Çiçek ile ilgili yazı yazıyorum “maalesef” :) Şimdi yeni bir ders daha alması gerekiyor : Cinsiyetçilik…

Cemil Çiçek’in, BDP Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir‘in son açıklamalarına atfen verdiği cevabı okuduğum zaman hem kızardım hem de “Cemil Çiçek bu şaşırmam” dedim. Gerçekten de öyle, bence “Cemil Çiçek insanı” diyet kavram söylebiliriz. :) Kendisi militarist siyasetin temel direklerinden biriydi zaten zamanında. Bir arkadaşım onun için “….bu adam havayı çok iyi kokluyor, kim iktidara doğru yürüyorsa o hareketin içerisinde, ANAP’tayken de böyleydi…” demişti. Gerçektende öyle, Cemil Çiçek’in çok “renkli” siyasal hayatı bu dönemde kişilik dönüşümüne yol açıyor. Veya kişilik bozulumuna yol açabiliyor… Osman Baydemir Tunceli’de düzenlenen festivalde şöyle soruyor; “Türk bayrağının yanında sarı-kırmızı-yeşil bayrak da belediye önlerine asılsa ne olur.” Beğenmeyebilirsiniz belki. Dersiniz ki “çıldırmış bu“, “olamaz, imkansız” veya “istemezuk” da diyebilirsiniz. Ama neden istemediğinizi anlatabilirsiniz. Osman Baydemir bu sözleriyle birçok kişi sarstığı bir gerçek, birileri için bu “birlikte yaşama iradesine saygısızlık” veya “bölücülük” birileri içinse “olması gereken bu” diye nitelendirilecek. Tüm fikirlerin ortaya konulduğu, herkesin sözlerini söylediği bir ortam olması güzel değil mi?… Neyse

Cemil Çiçek ne demiş peki? “Organları yer değiştiren bir adam da yerli yersiz konuşmuş yine” Cemil Çiçek, politik üslup konusunda herhangi bir ders almadığını daha önceki deneyimlerinden biliyorduk… Bu açıklamalarıyla yeni bir ders alması konusunda hem fikir oldum: Cinsiyetçilik… Fatmagül Berktay bu konuda ders verebilir kendisine, en azından başlıklar halinde… Bir de işin politik yönü var ki, bana göre en çok tartışılması gereken konu bu. Cemil Çiçek neden bu kadar öfkeleniyor? Cemil Çiçek’in cinsiyetçilikten tutunda, politik hakaretlerinin temel sebebi ne? Bana göre BDP siyasetinin, bulundukları coğrafyada kısmi olarak öz-yönetim anlayışını pratikleştirmesinden kaynaklı. Cemil Çiçek, BDP’nin etkin olduğu alanlarda “devlet otorite”sinin ciddi oranda sarsıldığının farkında. Farkında ki bu kadar öfkeleniyor. Kürtlerin özgürlüklerini ufak adımlarla değil, büyük adımlarla atıyor bu yüzden olabilir. Cemil Çiçek, gerçekten korkuyor. Çünkü, burjuva demokrasisine karşı halk demokrasisinin uygulandığı coğrafya da devlet otoritesinin sarsıldığını görüyor.

Kişisel olarak Cemil Çiçek’in son açıklamalarından hiç şaşkınlık duymuyorum. Olağan karşılamak gerekiyor. Görülen o ki, Anasaya Referandumu konusunda Hayır cephesi ile boykot cephesinin AKP’nin oluşturduğu evet cephesini zorluyor. İşin en ilginç yanı, AKP’liler, BDP’lilerin her cümlesini, hareketini dikkatli bir şekilde takip ediyor.  AKP’nin tek umudu sanırım BDP’lilerin yapacağı “gafa” bağlı… Bu yüzden Cemil Çiçek’in son açıklamalarını buna bağlayabiliriz… Anasaya Referandumu yaklaştıkça bu tür açıklamalarla çok karşılacağız demek ki :)

Takip edeceğiz :)

Psikolojik savaş stratejisinde : Medya

Bu yazı 29 Temmuz 2010′da Günlük Gazetesi‘nde yayınlanmıştır

basın, medya

1990′lı yıllarda Özel Harp Dairesi Başkanlığı tarafından hayata geçirilen psikolojik savaş taktikleri konusunda birçok tartışma gerçekleşti. Dönemin siyasi elitleri Kürt sorununun toplumsal, siyasal ve sosyolojik yanlarını es geçiyor, bu sorunu inkar ve imha siyasetine mahkum ediyordu. Psikolojik savaşın toplumsallaşması konusunda ise farklı kanalları hayata geçirmek gerekiyordu. Bu kanalları bulmak ve hayata geçirmek zor olmadı.

90′lı yılların siyasal özneleri, savaş stratejisinin bizzat yürütücüsü olması ve bu stratejik alanın mevzisini oluşturmasıyla, politik hayat militerleşiyordu. Kürt coğrafyasında yaşanan kirli savaş, devletin tüm kurumlarından başlayarak Türk halkının burjuvasi-proleteri hemen herkesi askeri düzen içine sokuyordu. Devletin askeri düzen stratejisi bir bakıma Türklerin “asker millet” algısını bu dönem de daha bir güçlendirmişti. Strateji tutunca halk yığınlarını sürü psikolojisiyle yönetme biçimi başlamıştı. Kürt coğrafyasında yaşanan -bizim kirli savaş olarak nitelendirdiğimiz- “teröre karşı” savaş anlayışı güçlü bir şekilde yayılmaya başlandı. İşte egemenlerin “teröre karşı” savaş stratejisinin destekçisi konumunda olan bir güç belirlenmişti. Merkezi bürokrasi yaşanan bu kirli savaşta halktan alınması gereken desteğin kendi politik söylemleriyle gerçekleşmeyeceğini biliyordu, bu yüzden bu savaşın içinden alınan “bilginin”, “haberin” ve tabi ki “korku”nun dağıtımı için basına ihtiyaç duymuştu. Stratejiye uygun haber yapılması konusunda psikolojik savaş uzmanlarının derin ama tutarlı çalışmaları “doğru bilginin” dönüşüme uğratılmasını sağlamıştı. Çünkü, Türkiye’nin herhangi bir yerinden alınan haber, dolaşım halinde olduğu için çok rahat bir şekilde değiştirilebilir, dönüşebilirdi. İşte bilginin yayımı konusunda yaşanan bu kırılma, Türkiye’deki kirli savaş stratejisinin en büyük güçlerinden biri olmasına yol açtı medyanın. Basınımız, doğru bilginin oluşum sürecini takip etme gibi bir derdi yoktu. Haberi oluşturan olguların toplanması konusunda ise daha da vahimleşiyordu. Örneğin yaşanan savaşı yerinde takip etme konusunda ilginç örneklerle karşılaşıyorduk; askeri mevzilere giden apoletli medyanın neferleri askeri giysiler içerisinde “bilgiyi alıp” gazetelerinde, televizyonlarında haberi rahat bir şekilde aktarıyordu.

Son dönemde yayılan çatışmaların yine 1990′lı yıllara mı dönüyoruz sorusunu akıllara getirdi. 8 yıllık süreci iyi takip eden aklı selim herhangi bir kişi, bu sorunun siyasal çözümü konusunda Kürt siyasi hareketinin ne kadar çok çaba gösterdiğini görecektir. Özellikle DTP’nin kuruluşuyla birlikte barış siyasetinin hızlı bir şekilde örgütlenmesi, Kürtlerdeki barış algısını daha da güçlendirmişti. DTP’nin 29 Mart seçimlerinde kazandığı zafer ve güvenoyu, Türkiye’deki siyasal yapının artık Kürt hareketinin aldığı konuma göre kendisini şekillendireceği açıktı. Fakat, DTP’ye açılan kapatma davasıyla birlikte yeni sürecin ayak sesleri geliyordu. Bu süreci aslında o dönemde Türk Basının güzide “yazarları” ve “gazetecileri” gayet iyi görüyordu.
More >