Bugün bunlar oldu – 19 Aralık 2010

  • İçim cız ederek uyandım… Bugün 19 Aralık 2010… Bundan tam 10 yıl önce cezaevine yapılan operasyon sonucu onlarca tutsak yaşamını yitirmişti. O günleri hiç unutmuyorum… Lise’ye yeni başlamış, politik hayatı yeni yeni nüfuz etmeye çalışıyordum. Operasyonun geleceğini TV’lerden açıklama yapan devlet bakanları ve gazeteciler üzerinden hissedebiliyordum… Yapılanlar devlet geleneğinin devamıydı… Katliamlar, işkenceler, kayıplar… İşte bu yüzden, uyanırken onları anarak uyandım…
  • EDP’nin düzenlediği, “Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri” sempozyumu ikinci gününde devam etti. Oradaydım. Bu arada sempozyumun yapıldığı yerde bir de Çankırılıların kurultayı gibi birşeyi vardı. Bir an katılımcıların hangisine katıldığını kestirmek zor oldu.
  • Sabah otobüs beklerken 5-6 yaşlarında bir çocuğun sürekli otobüslere binme çabasını izledim. Neden binmeye çalışıyordu anlamadım. Çocuğu merak ettim şimdi… Ailesi nerede, neden otobüse binmeye çalışıyor? Öf be çocuk
  • Yasemin İnceoğlu’nun Star Gazetesine verdiği röportajı tekrar okudum.
  • ATV Sabah grevi ile ilgili yeni okumalar yaptım.
  • Otobüs’te ayakta gazete okumak: zor, eğlenceli ve ilginç. Başıma üşüşen “yancıları” göz ucuyla yakaladığım an tuhaflaşıyorlar :) Dur yakaladım seni…
  • Biraz önce kendime çay yaptım. İçeri geçip ders çalışacağım. Bugün bu kadar. Dağılın!

Bugün bunlar oldu – 18 Aralık 2010

  • Cumartesi günü evde ense yapmayı düşünürken ani bir plan değişikliğiyle  Mecidiyeköy Kültür Merkezi‘nde EDP tarafından düzenlenen “Kürt Sorunu ve Çözüm Önerileri” sempozyumuna katıldım
  • Sempozyum başlamadan yerimizi alırken, salonun dolu olacağını tahmin etmedim. Fakat gençlerin çok fazla olmadığını görünce şaşırdım. Yoğun bir akademisyen geliş gidişi vardı toplantıda.
  • Bu arada sempozyum sırasında birçok akademisyen Toplum ve Kuram dergisinin standına ilgi gösterdi. Özellikle yeni sayının birçok kişiyi cezbettiğini söyleyebilirim. Yine gözlemlerime göre derginin sempozyumda olması, tanınırlığını arttıracaktır.
  • Sempozyumun en renkli siması BDP’li Osman Özçelik olduğunu söyleyebilirim. En çok alkışı o aldı. Güldürmeyi seviyor.
  • Wikileaks ile ilgili tartışmaları yakından takip etmeye çalışıyorum. İletişimcilerin wikileaks hareketini ortaya çıkaran koşullarla birlikte, medya profesyonelliği açısından nelerin getireceğini/götüreceğini kuramsal ve politik yaklaşımlar üzerinden tartışmaya başlamaları heyecan verici. Özellikle son dönemlerde internet gazeteciliğinin kopyala/yapıştır pratiklerini sorgulamasına da yol açacak bu gelişmeler üzerine ciddiyetle durduğumu belirteyim. 5-6 makale topladım. Dünya da durum nasıl tartışılıyor, onu merak ediyorum. Pek iyi olmayan ingilizceme güvenmediğim için, bilen arkadaşlardan çevirmelerini rica edeceğim
  • Akşam 1 adet bira içtim. Rahatladığımı hissettim.
  • Jiwan Mizandre isimli bir Kürt sanatçıyla ilgili araştırma yapmaya başladım. Kimdir, nedir, necidir diye… Dersim’li olduğunu biliyorum. Tibet’te yaşamış sanırım… Fakat herhangi bir şarkısını dinleyemedim. Bununla ilgili herhangi bir bilgisi olan, özellikle video, mp3′e sahip olan kişi varsa lütfen yorum yaparak bana ulaşsın.
  • Twitter’ı unuttum gibi..

Bugün bunlar oldu – 17 Aralık 2010

  • Haftanın son gününe neşeyle uyandım. Hafta sonunu göreceğim için…
  • Sabah dışarı çıktığımda bir süprizle karşılaştım : kar yağışı! Mamafih az yağdı.
  • Körüklü otobüslerle seyehat etmeyi sevdiğimi daha önceden belirtmiştim. Sevmediğim otobüsler ise Özel Halk Otobüsleri… Bugün muavin ve yolcu atışmasını izledim. Atışan aşıklar gibiydiler :)
  • Türk Dili dersinden sonra ben ve Aziz, Taksim’e doğru uzun yürüyüş yapdık. 1 haftadır okulun yolunu unutan Serhat’la buluşarak Taksim’de tur attık.
  • Bugün ilginçlikler ardı ardına geldi : Yazmamam için yoğun baskı gördüm ama her türlü fiziki ve psikolojik saldırılara karşı tam otomatik korumalı olduğum için gülüp geçtim. 1. Olay: İstiklal’den metro istasyonuna doğru yürüyüş sırasında Serhat İstanbul Kart aldığını, ilk defa kullanacağını söyler. Tabi ki daha önce İstanbul Kart kullanmamanın verdiği tedirginlikte var yüzünde. Metro istasyonundan aşağıya doğru inerken kartı çıkaran Serhat bir anda tamamiyle düz olan kartı Akbil için ayarlanmış deliğin üzerinde gezdirir! Olacak iş değil. Tam o sırada ben ve Aziz bu durumu farkediyoruz tabi ki. Bir anda kahkahalarla metro istasyonunu inletiyoruz. :) Benim yardımımla sorunu hallederek geçiş yapıyoruz. Hemen sonra Serhat’ın uyarıları geliyor “Bak sakın bunu yazma yoksa seni yan ederim ha” Baş üstüne efenim :)
  • 2. olay ise, kahkahalar bittikten hemen sonra gelişti. Elinde Toplum ve Kuram dergisini tutan Serhat’ın yanına bir kişi yaklaşarak dergiye bakar. O sırada Serhat’a “ben de Toplum ve Kuran sandım” der. Bilgi Üniversitesi İletişim Faküktesi‘nden mezun olduğunu, master yaptığını belirten bu kişi dergiyi kontrol edip, not aldıktan sonra, Serhat’la muhabbeti baya bir geliştirir. Serhat, kendisini Abdülrezzak olarak tanıtırken bölümünü Sosyal Bilgiler olarak değiştirir.
  • Üniversite yemekhanesinde çıkan bugünkü yemekte bir sorun vardı. Et döner diye kurumuş et parçalarını bize kakaladılar. Kınıyorum kendilerini… Ayran güzeldi ama :)
  • Jiwan diye biri…
  • Genelkurmay Başkanlığı çift dil mevzusuna derinden giriş yaptı. Postmodern muhtıraları Genelkurmay’ın twitter hesabı üzerinden öğrenin. Ben oradan öğrendim açıklamayı :)
  • Sanat Sosyolojisi dersi sırasında Nail’in “hocam yüzünüz mü kızardı?” sorusuna hocanın “İnşallah sizde hoca olursunuz da sizinde yüzünüz böyle benimki gibi kızarır” cevabını vermesi güldürdü sınıfı. Nail’in sorusundan önce bir öğrenci şöyle birşey demişti tabi ki: “Bir yerde okudum, eğer bir hoca karşısındaki öğrencisine kendi fikirlerini oluşturacak bilgiyi veremiyorsa o hocada sorun vardır
  • Toplum ve Kuram dergisinin son sayısına ulaştım. Sizde mutlaka 4. sayıya ulaşın, pişman olmayacaksınız.

Bugün bunlar oldu – 16 Aralık 2010

  • Sevmediğim dersin, sevmediğim hocasını görmemek için sabah okula gitmedim
  • Uyurken yorganın üzerinde bulunan battaniyeyi istisnasız yere düşermekte üzerime yok. Her sabah mutlaka battaniyeyi yerde görüyorum.
  • Soğuk yüzünden kulaklarımı kaybedeceğimi düşündüm. Kırmızı kulaklı Serkan olup çıktım.
  • Okula giderken can sıkıntıcı bazı şeylerle karşılaştım. Örneğin; Şemsiye kullanmasına rağmen hala yağmurdan korunmak (!) için duvar diplerinden gidenlere şaşıyorum. Benim gibi şemsiye sahibi olmayan insanlar için büyük işkence. Bugün en sonunda patladım. Yavaş yürümeleri yetmiyor bir de şemsiye ile sağa sola çarparak gidiyorlar. En sonunda kadının birine “Bakarmısınız, zaten elinizde şemsiye var, neden hala duvar diplerinde yürümekte ısrar ediyorsunuz? Zaten yağmurdan korunuyorsunuz, bırakında biz şu duvar diplerini kullanalım sürekli önüme geçip duruyorsunuz” dedim. Kadın bir an döndü ve “Sana hesap vermek zorunda değilim” diyerek uzaklaştı.
  • O sinirle okulun güvenlikçileriyle tartıştım. Ellenmedik yer bırakmadı vücudumda. En sonunda yeter dedim. “görevimiz budedi. Hadi oradan…
  • İletişim Teknolojileri, Küreselleşme ve Kültür dersinde hocayı ağzım açık dinledim. Sakın yanlış anlamayın hayranlıkla değil. Tam tersine öfkeyle… Bu kadar dar, bu kadar tepeden bakan bir insanın hoca olmasına şaşırdım. Küreselleşme mevzusunu hocadan öğrenmemek gerektiğini anladım.
  • Bugün Toplum ve Kuram Dergisi‘nin 4. sayısı çıktı. “Toplumsal Mücadele ve Politik Şiddet Hattında Kürt Hareketi” başlığı ile kitapçılarda yerini alacak. Dergi ile ilgili bilgi için http://www.toplumvekuram.org (Bununla ilgili ayrı bir yazı yayınlayacağım)
  • 3 gündür Günlük gazetesi almama rağmen bir türlü okuyamadım. Yatmadan önce bakarım diye düşünüyorum.
  • Louis Althusser‘in İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları kitabını okumaya başladım.

Bugün bunlar oldu – 15 Aralık 2010

  • Kombinin yapılmasından sonra rahat bir uyku uyuyabildim. 3 gün sonra banyo… Sonra odadaki peteklerin yanması… İşte hayatın gerçek tadı. :)
  • Tek ders için okul yolunu arşınladım bugün. Bu arada ders sırasında hocanın bana bakarak konuşması rahatsız ediciydi. Konuşurken herşeyi başımla onaylamam gerekiyordu. ‘Hımm evet doğru’ gibi onaylama anlamına gelen bu sallama işi yüzünden boynum ağrıdı. Bu arada hocanın TV’leri bir süreliğine kapatma etkinliğinden bahsetmesine örnek olarak ’60′lı yıllarda TV kırma eylemlerini örnek verdim. (Televizyonu Kapatma Haftası ile ilgili makale için tıklayın)
  • Derslerle ilgili bir arkadaşımla sohbet ederken, gazeteciliği hem teorik olarak öğrenmek hem de pratik olarak öğrendiklerimizi uygulamak için neler yapabiliriz tartışmasına giriştik. Güzel bir proje kafamızda canlanmaya başladı… Bakalım gelişmeler ne gösterecek.
  • Okuldan çıktığımız gibi hemen Taksim’e doğru gittik. Ali, Nail ve Serhat’la birlikte çay eşliğinde, Derslerden, Ahmet Kaya‘ya oradan da Zazaca-Kurmanci tartışmasına uzandık. Daha sonra Mephisto‘ya doğru yola çıkıp İstanbul soğuğundan darbe yemeye başladık. Mephisto’ya girdiğimiz an, sıcaklığı iliklerimize kadar hissettik. Mephisto bu işi iyi biliyor, resmen bizi yumuşattılar. Ali’nin kendisine Dipnot Dergisi, Dostoyevski’yi Okumak ve Hadım adlı kitapları alırken, ben de Ali’nin hediyesiyle Luis Althusser‘in İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları kitabını aldım. Serhat’ta kendisine Marksist Teori dergisini aldı.
  • Dünkü yazımdan sonra ilginç tepkiler aldım bugün. Özellikle bazı arkadaş(lar) düşük puanı aldıktan sonraki tepkime içerlenmiş. Hatta tehdit içerikli mesajlar atanlar da oldu. Ama bu tür baskılar, tehditler beni yıldıramaz! Bu arkadaş(lar)a sesleniyorum; ‘Heval yanlış yoldasın, özeleştirini ver!’.
  • Radikal Gazetesinden Ertuğrul Mavioğlu‘nun Osman Baydemir ile yaptığı röportajı okudum bugün. Yine Genel Yayın Yönetmenleri Eyüp Can Sağlık‘ın köşe yazısını da okudum… Eyüp Can, Osman Baydemir‘i ‘Araf’ta kalan başkan’ olarak nitelendirmiş. İçerlendim. Röportajın girişinde buram buram ‘ne musa’ya ne isa’ya yaranamıyor’ kokuyordu.  Şuradaki yazımda da (http://goo.gl/VSgrC) bahsettim. Özellikle Liberallerin eliyle Kürt hareketi içerisinde ikilik yaratmak isteniliyor. Böylece, Kürt hareketinin konumu zayıflayacak ve onlara göre “çözüm” gerçekleşecek. Mamafih, Osman Baydemir bu oyunu bozuyor.

Bugün bunlar oldu – 14 Aralık 2010

  • Sabahları eskisi kadar dinç olmadığımı gördüm. Kalkana kadar çok zorluk çektim.
  • Sabah soğuğunu yedin mi acayip dinç oluyorum. İnsanı kendine getiriyor. Bugün körüklüye zar zor yetişip bindim. Bir de otobüs tam haraketlenirken bindim, sarsıntı geçirdim. Şöförün üzerine çöküyordum neredeyse…
  • Dikkat ediyor musunuz bilmiyorum, otobüse bindiğiniz zaman bütün gözler üzerinizde oluyor. Bugün bir anda kendimi podyumda hissettim. Manken mi oldum yoksa?
  • Basın ve Yayın Teknikleri dersine geç kaldım. İtiraf ediyorum nefret ediyorum bu dersten. Vize’den 44 almışım. Şaşırmadım. Ama üzüldüm.
  • 44 aldım diye birileri tarafından dalga konusu oldum. Hırs yaptım. Tüm derslerimden başarılı olacağım!
  • Hoca sonuçları açıklarken baya bir dalgasını geçti öğrencilere hele bir öğrencinin “su merdanelerine yağ koyarız” cümlesine baya bir takılmıştı. Sanki zeyting yağ katıyor! O kendini biliyor :)
  • Wikileaks‘in İletişim Fakültelerinde pek yankı bulmadığını görüyorum. (En azından öğrenciler arasında böyle bir hava göremedim. Ayrıca Wikileaks’ın yayınlandıkları belgeler pek umurularında değil öğrencilerin. Üzüntü verici) Öğretim Üyeleri’nin tartışmalarını bilemiyorum.
  • Marmara İletişim’in eski hocalarından Yasemin İnceoğlu‘nun Star Gazetesindeki röportajını okudum. Genel anlamda iyiydi, fakat Wikileaks’a bu kadar anlam biçmesini anlayamadım. Sanırım şuanki medya düzeninin yapısal şekillenişinden baya bir şikayetçi. Bu yüzden Wikileaks’ı çok önemsiyor. Evet bende önemsiyorum. Ama Wikileaks’ı ne kadar Gazetecilik tanımı içerisinde değerlendirebiliriz onu bilemiyorum.
  • Mersin Üniversitesi tarafından yapılan araştırmayı okudum bugün. Şaşırmadım. Özellikle son bayrak yakma provokasyonundan sonra ciddi oranda bu güvensizlik arttı. (Araştırma için tıklayınız)
  • Aşırı derecede kilo aldığımı söyleyenler yoğunlaşmaya başladı. Bugün babamın “bu göbek ne böyle” gibi tercüme edebileceğim yarı şaka, yarı ciddi (küfür de var azıcık) uyarısını kulağıma küpe yaptım. Yediklerime dikkat edeceğim. Ben obez değilim!
  • Bir süredir görüşemediğim arkadaşım Ali ile bugün görüştük. Arada sırada buluşur, dertleşir birbirimize öneriler sunarız. Bugün de diğerlerinden farksızdı. Bana Frankfurt Okulu ile ilgili bir kitap hediye edeceğini söylemişti taa ne zamanlar… Bekliyoruz…

Bugün bunlar oldu – 13 Aralık 2010

  • Pazartesi sendromunu pazar günü yaşadım galiba, zira sabah bir türlü kalkamadım. Hava o kadar soğuktu ki yorgana sıkıca sarılmışım. İlk dersi kaçırmak zorunda kaldım.
  • Körüklü otobüslere karşı bir zaafım olduğunu farkettim bugün. Cicili bicili otobüslere bindiğim zaman kendimi tuhaf hissediyorum. Nasıl anlatsam… Beni geriyor… Ama körüklü otobüse bindiğim zaman ımmm kendime güvenim geliyor. Hele uzun körüklülere binmek, harika!
  • Radikal aldım bugün, okula giderken okurum diye. Bu ülkenin vicdanını temsil eden iki yazarı okumak için ; Yıldırım Türker ve Sırrı Süreyya Önder. Her eve lazım tadında yazıyorlar. Seviyorum kendilerini..
  • System Of A Down grubunu çok sevdiğimi farkettim bugün. Öyle ki, MP4 çalarıma yüklediğim birçok müziği silmeme rağmen. Bu gruba dokunamıyorum.
  • Son zamanlarda okulu baya bir ektiğimi düşündüm. Sadece ben mi? Hayır! arkadaşlarımda da bu sorun var. Oturup, değerlendirme yapmanın vakti geldiğini düşünüyorum.
  • İletişime Giriş dersi için Nurçay Türkoğlu hocamızı beklerken, ilkokul öğrencisi olduğumu düşündüm. Sınıfı hoca gelene kadar kapalı tutan zihniyeti sorgulamaya çalıştım. Nurçay Hoca da anlam veremiyormuş bu duruma
  • Medya Okuryazarlığı konusunda daha önceden yaptığım okumaların faydasını gördüm bugün derste. 2005 yılında düzenlenen Medya Okuryazarlığı konferansının sunumlarını kitap olarak ulaşmıştım 1 sene önce. Kitapla ilgili bilgi almak için tıklayın http://goo.gl/0GI6a
  • Metro yolculuğu sırasında çok gerildim. İnsanlar gözleriyle size saldıraya geçmesi sıkıntı verici.
  • Postmodernizm ve Medya ile ilgili çeşitli okumalar yaptım. Özellikle Frankfurt Okulu ve İngiliz ve Amerikan Kültürel Çalışmaları ile ilgili ilginç bilgiler edindim. ’90 sonrası sosyal bilimlerin gelişim seyrini anlamaya çalıştım
  • Fotoğraf makinası almak için birşey yapmam gerektiğini düşündüm. Yakındır alacağım!
  • Temel Gazetecilik dersi için hazırlamam gereken ödevi bir türlü tamamlayamadım. Utanıyorum! Özür dilerim hocam.
  • Bugün yakın arkadaşım Ali ile buluşmam gerekiyordu. Mamafih misafir trafiği kesilmedi. Yarın artık