Kitap
En çok kitap okuyan il İstanbul
2 Aug
Bugün farkettim, Bianet‘teki habere göre internet üzerinden en çok kitap satın alan il İstanbul. İşin en ilginç yanı, her yıl internet üzerinden satın alınan kitapların bir önceki yıla tur bindirmesi. E-ticaret geliştikçe insanların kitapçıya gitmekten çok internet siteleri üzerinden satın almayı tercih ediyor
Habere göre İstanbul’dan sonra en çok kitap satın alan iller Ankara, İzmir, Kocaeli, Antalya, Bursa, Muğla, Eskişehir ve İçel.
İnternette kitap pazarlayan şirketlerden İdefix.com’un son 12 aylık sayılarına göre Türkiye’de en çok kitap İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Antalya, Bursa, Muğla, Eskişehir ve İçel’de satılıyor.
Yüzde 47,51′lik payla kitapların neredeyse yarısını İstanbul’un satın aldığı görülen listeye göre, geri kalan 73 ilde toplam satışın yalnızca yüzde 21,03′ü gerçekleşiyor. İdefix.com, Türkiye içinde yılda ortalama 600 bin adet kitap sattığını beyan ediyor.
Kitapların türlerine göre satın alınma oranlarında da en başta yüzde 40,08′le edebiyat geliyor. Edebiyatı yüzde 10,64′le çocuk kitapları izliyor. Akademik yayınlar yüzde 2,42 ile en sonda. Çocuk kitaplarınının gerisinden yüzde 6,13 ile genel konular, yüzde 5,82 ile insan ve toplum konulu kitaplar geliyor.
Yurt dışında en çok KKTC ve Almanya Türkçe kitap alıyor
İdefix’in yurtdışı satış rakamlarına göre son 12 ayda en çok KKTC ve Almanya Türkiye’den kitap aldı. Yıllık ortalama 10 bin kitap ihraç ettiğini beyan eden İdefix’in sayılarına göre, bu ülkeleri ABD, Hollanda, İngiltere, Fransa, Rusya Federasyonu, Avustralya, Kanada, İsviçre, İsveç, Danimarka ve Belçika izliyor.
e-Kitap satışları her ay artıyor
Türkiye’de e-kitap satışını da başlatan kuruluşa halen 57 yayınevi e-kitap sunuyor. Şu anda 380 e-kitap satışta. Nisan’da 0,76 olan e-kitap satışlarının toplamdaki payı da 4 ay içinde yüzde 4,11′e ulaşmış.
İyi okumalar Türkiye
Dipnot Dergisi’nin İkinci Sayısı çıktı
25 Jul
Dipnot Dergisinin 2. sayısı çıkmış. 2 gün önce Beyoğlunda bakmıştım çıkmış mı diye, bulamamıştım. Bugün sitelerini kontrol edeyip derken karşılaştım duyuruyla… İkinci sayının konusu “Aydın Sorunu ve Kürt Aydını“. Websitelerinde yazarlarla ilgili detaylı bilgi verilmesede, belirli yazarların var olduğunu biliyoruz. Duyurları şu şekilde
Üç ayda bir yayımlanan sosyal bilim dergisi Dipnot, 2. sayısı ile kitapevlerindeki yerini aldı. “Aydın Sorunu, Kürt Aydını” isimli önemli dosyayla Temmuz-Ağustos-Eylül sayısı çıktı. Dergi bu sayı ile genel olarak Aydın sorununu tartışmaya açarken, yeni binyılda Aydın’ın toplumsal işlevine ışık tutuyor.Ayrıca son zamanlarda sıkça söz edilen “Kürt Aydını”nın tarihsel ve toplumsal kökenlerini pek çok açıdan yeniden gündemleştiriyor. Kürt Aydını kalıbının neye karşılık geldiği, toplumsal kökenlerinin neye tekabül ettiği, Kürt Aydını’nın Kürt toplumu ve siyaseti ile ilişki biçiminin sorunlarına değiniliyor.Kürt Aydını tartışmasını derli toplu olarak kamuoyuna sunan İlk sistemli çalışma olarak bu sayı, tarihsel bir görevi yerine getiriyor. Bu anlamda Dipnot Dergisi bir ilke imza atmış bulunuyor. Şerif Mardin’den Hamit Bozarslan’a, Şükrü Hanioğlu’ndan Edward Said’e, Selim Temo’dan Fırat Ceweri’ye pek çok yazarın makaleleriyle katkı sunduğu dergi tüm kitapevlerinin raflarında okurlarını bekliyor.Yeni Bir Sosyal Sosyal Bilim İçin Dipnot !
Medya Etik ve Hukuk: Habercinin El Kitabı 2
19 Jul
Bağımsız İletişim Ağı (Bianet) tarafından IPS Vakfı Yayınlarından çıkarılan kitap serilerinden biridir Medya Etik ve Hukuk(*) kitabı. Kitabın editörlüğünde Sevda Alankuş, yazarlarında ise Süleyman İrvan, Ragıp Duran ve Fikret İlkiz var. 2003 yılında yayınlanan kitap, yerel medyanın güçlendirilmesi ve medyanın etik kodlara olan alerjisinin eleştirisini sunuyor. Bianet’in hedeflerinden biri olan “yerel medyanın güçlenmesi” için yapılan konferanslarda çeşitli tartışmaların dökümünü bulabileceğiniz kitapta Sevda Alankuş önsözden önceki “Bia ve Bia eğitim çalışmaları üzerine” yazısında, çeşitli sivil toplum örgütleriyle yapılan tartışmalar sonucunda yerel medyanın güçlendirilmesi ve bu gücü ayakta tutabilmek için ortaya çıkarılan BİA’yı anlatıyor.
Özellikle Türkiye’de ana-akım medya dışındaki basının kısık sesini gürleştirmek için yapılan çalışmaları anlatan Alankuş, Bianeti “…Türkiye’deki medya ortamının demokratikleşmesini hedefleyen bir proje” olarak görüyor. Özellikle “yaygın medya” olarak adlandırdığı anaakım medya karşısında yerel medyanın güçlü ve vazgeçilmez olduğunu göstermek için çeşitli çalışmaların olması gerektiğini anlatan Alankuş, yerel medyanın görünür kılmanın aciliyetini vurguluyor.
Kitap özellikle gazetecilik bölümü öğrencileri için vazgeçilmez kaynaklardan biri. Zira, alanında uzman akademisyen ve gazetecilerin yazılarından ve paneldeki konuşmalarından oluşan kitap, gazetecilerin mesleki etik anlayışının günümüzdeki yansımasını ve mesleğin hukuksal yapısının nasıl oluşturulduğunu ortaya koyuyor.
İlk yazı Süleyman İrvan’ın Medya ve Etik başlıklı yazısı. Ahlak ve etik kavramlarının birbirlerinden ayrı olduğunu anlatan İrvan, medya ve etik konusuna değinmeden önce ilk önce ahlak ve etik kavramlarını açarak, bu kavramların felsefik yönünü vurguluyor. İrvan’a göre Medya etiği kavramı şu şekilde açıklanabilir;
Medya Etiği(…) medya çalışanlarının ya da gazetecilerin mesleklerini icra ederken uymak zorunda oldukları kurallar ve ilkelerdir.
İrvan devamında etik ve etik dışı nitelendirmelerinin medya organı üzerinden değerlendirilmemesini istiyor. (Etik ilkelerin medya çalışanlarının uyması gereken kurallar olduğunu unutmamak gerekir. Yani medya etiğinin çalışanlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiği apaçık. İrvanda bunu vurguluyor zaten…) Süleyman hoca, iki etik anlayışını tartışmaya çalışıyor. Bunlardan biri “görevci etik anlayış” diğeri ise “yararcı etik anlayış“. Görevci etik anlayışının temel dayanağı Immanuel Kant’a dayanıyor, bu anlayışa göre bir davranışın ahlaki olup olmadığını “evrensel ilke” haline gelip gelmediğine bağlı. Yararcı etik anlayış ise John Stuart Mill‘e dayandırılıyor. “… Bu etik anlayışa göre, doğru ya da yanlışı belirleyen şey amaçlardan çok sonuçlardır.” Etiğin ilkelerinden biri, kaynakların yayınladığı hertürlü bilgi eğer kamunun yararı büyükse, kaynağın rızası dışında yayımlanabilir.
More >
Toplum ve Kuram’ın 3. sayısı çıktı
12 Jul
“Toplum ve Kuram Lêkolîn û Xebatên Kurdî” dergisinin, 3. sayısı birkaç gün önce çıktı. 3 aylık periyotlarda çıkan derginin 3 sayısı çıkarılması gereken süreden 3 ay sonra çıktı. Birçok kişi gibi bende merak ettim. Hiç sıkılmadan gittim bu işin mutfağında çalışan bir iki arkadaşa sordum ( Ankara’da dayım var gibi oldu, neyse) ne zaman çıkacak diye, ha bugün ha yarın derken önce mailimde sonra facebookta duyuruyla gördüm.
Eh içim rahatlamadı değil hani… Çünkü, artık neredeyse umudumu yitirmek üzereydim… Korkuttunuz bizi derginin yayın kurulundaki arkadaşlar
)
Neyse bu sayıdaki konu “Birlikte yaşa(yama)mak” sorusu üzerinden gidiyor. Son dönemlerde Kürt sorunun ağır bir şekilde gündemleşmesiyle birlikte, iki halk arasında yaşanan duygusal, fiziksel kopuşun içten içe hissedildiğini görmekteydik. İşte bunu gündemine alan Toplum ve Kuram, birlikte yaşam koşularının tarihsel, sosyolojik vb. bağlamda varolup olmadığını araştırıyor, tartıştırıyor. Sorun ağır olduğu için bu konuda net bir cevaba ulaşmak benim açımdan cevaplanması çok zor…
İşin en ilginç yanı, son dönemlerde milliyetçi reflekslerle hareket eden kimi “gazeteci – yazarlar” sorunun tarihsel arka planını görmezden gelip, Kürt sorununu belirli tarih dilimi üzerinden “çözüm tezleri” öne sürerken, (15 Ağustos 1984 silahlı eylem), kimi politik özneler ise savaş siyasetini ön plana almış durumda. Özellikle ana-akım medya sıkça, Türk ve Kürt halkının “binlerce yıllık kardeşlik” vurgusunu ısıtıp ısıtıp önümüze sokması, aslında tartışmanın odak noktasının ne olduğunu bize gösteriyor. Bu nasıl kardeşliktir ki, bir türlü “hukuksal eşitliğe” evrilmez. Eh aydınlarımızın “büyük ağabey” rolüne kendinilerine baya kaptırmış görüyoruz
… İşte Toplum ve Kuram dergisi de, sorduğu soruların ve aradığı cevapların üzerine düştü. Gerçektende bu dönemde okunmasını istediğim Toplum ve Kuram, birçok kişinin sorularına cevap olabilecek nitelikte sayı çıkardı karşımıza… Ben hemen aldım dergiyi, kafam da okumak için can attığım Nazan Üstündağ‘ın “Esenyurt’da Kürt ve Türk Cemaatleri: Gündelik Yaşamda Hasımlık ve Konukseverlik” adlı çalışmasını okudum. Zira mailimde ilk dikkatimi çeken yazılardan biriydi… Sonra diğerleri geldi tabi ki… Belirli bir sıralama şeklinde okumadım, hangisi ilgimi çektiyse ondan başladım.
Kürt öğrencilerinin, akademisyenlerinin Toplum ve Kuram gibi bir ‘mevziyi’ elde etmesi gerçektende gurur verici. Özellikle akademik çalışmaların Kürt öğrencileri arasında bu dönemde yaygınlaşması, Toplum ve Kuram’ın önünün açık olacağını gösteriyor.
Yolları açık olması dileğiyle…
More >


Recent Comments